Kategori: Toplum

Evrilmeden devam ediniz lütfen

Ahmet Aral, aralahmt@gmail.com

Nasıl da konsantre olmuştuk oysa ki hep birlikte. 2016’yı arkasına bir damla su dökmeden yollayacak ve 2017’ye umutla uyanacaktık. Devamını biliyorsunuz zaten… 2014’ten bu yana “umut bu topraklardan gitmiş” yazıyorum her kalemi elime alışımda hâlbuki. Neyse, çok uzatmayalım yine de ümitsizliği. Kanıksama, adapte olma, evrilme yeteneğimiz sayesinde ölmediysek devam ediyoruz bir şekilde.

Hayır şenliği

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

no_ver5_xlg

Anayasa değişikliği paketi mecliste kabul edilip de referandum yolu açılınca, benim de aklıma pek çok kişi gibi 2012 yılının sonlarında seyrettiğim Pablo Larrain’in No filmi geldi. Filmde, 1988 yılında Şili’de Başkan Augusto Pinochet’in görev süresinin sekiz yıl daha uzatılıp uzatılmamasının oylandığı referandumdan önce Hayır kampı tarafından yürütülen televizyon kampanyası anlatılıyordu. Televizyon kampanyasını hazırlaması için popüler bir reklamcıyla anlaşılmış, reklamcı Hayır kampından yükselen itirazlara rağmen kampanyayı Pinochet’in yaptığı kötülüklerin değil, mutlu bir gelecek vaadinin üzerine kurmuştu. Kampanya, hayır oyu vermek istediği halde sosyalist bir düzene dönmekten korkan orta yaşlı seçmenlerle, Pinochet’in seçimde hile yapacağını düşünen genç seçmenleri hedeflemişti. Maruz kaldıkları tüm tehditlere rağmen kazandılar.

Balat ve Suriyeli mülteciler

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

25 Ekim’de Nigar Hacızade’nin Suriyeli mültecilere yardım için gönüllü çalışan Zeynep Kurmuş Hürbaş ile yaptığı bir röportaj yayımlandı 5 Harfliler’de. Suriyeli göçmenlerin içinde bulunduğu durumu gözünüzün önünde canlandırmanızı sağlayan, çarpıcı bir röportajdı. Röportajın bir yerinde, Hürbaş’ın gazetecilere de tavsiyeleri vardı:

Bir çocuğu okula yazdırmaya çalış, ondan sonra da bir ay takip et; ondan sonra da o çocuk okulu niye bırakıyor diye mesela araştır.


Bunun haber değeri niye var? Çünkü bu işte bir tane çocuk çıktı ambulansın üstünde ve böyle yüzünü sildi, böyle utandı elini sildi ve insanların içi böyle cız etti. Bir ay sonra bitecek o; ama burada o içi cız edenlerin belki yüz tanesinden iki tanesi bu işi yapmaya devam ederse, bu erzak olmak zorunda da değil; yani çevresindekilere gerçekten bu insanların nasıl yaşadıklarını, ne yaşadıklarını anlatabilecek seviyeye gelecek kadar bilgilenmesi bile çok iyi bir şey bence.

Ben de Türkiye’de yaşayan Suriyelilerle, özellikle Suriyeli çocukların eğitim sisteminde yaşadıkları zorluklar ile ilgili bir haber yapmak istedim. Aklıma Balat’ta yaşayan arkadaşım Ozan geldi. Bir buluşmamızda Balat’ta yaşayan çok sayıda Suriyeli olduğunu, çok zor durumda yaşadıklarını, kendisinin de Suriyeli çocuklar için açılmış iki okulu ziyaret ettiğini anlatmıştı. 28 ve 31 Ekim’de iki kez Balat’ı ziyaret ettim. Ozan’ın Suriyeli arkadaşı Ahmad’la, Alnoukba ve Tarık Us Ortaokulu yetkilileriyle, Yusra Toplum Merkezi’nin kurucusu Shahla Raza ile görüştüm.

Ahmad yaklaşık üç yıldır İstanbul’da yaşıyor. İki yıl Esenyurt’ta yaşadıktan sonra Balat’a taşınmış. Kendi çocuğu yok, ama Zeytinburnu’nda Suriyeli çocuklar için açılmış bir özel okulda gönüllü Türkçe ve İngilizce dersleri vermiş. Öğretmenlik yapan arkadaşları ve arkadaşlarının çocukları aracılığıyla da Suriyeli çocukların yaşadıkları zorlukları gözlemleme imkanı bulmuş.

İznik çinileri, Gülbenkyan ve buralı olmak üzerine sorular

Veysel Sönmez, veyselsonmez@sabanciuniv.edu

Geçmişiyle yüzleşebilen ve sosyal grupları arasındaki köklü ihtilafları diyalogla giderebilmiş ya da gidermek için önemli bir gayret sarfeden toplumların aksine Türkiye; uzun bir süredir bu konuya dair çaba göstermek bir yana dursun, geçmişle yüzleşmeyi dahi henüz becerebilmiş değil. Hal böyle olunca toplumda birlikte yaşamaya ve toplumun bulunduğu yaşam alanına ait hissetmeye dair oluşan travma zaman içinde katlanarak etkisini artırıyor. On yılların gündeminin birkaç saate sıkıştırıldığı son günlerde yaşanan onlarca haksızlık da bu travmayı en başta oluşturan, ülke tarihi boyunca yaşanmış tradejilerden besleniyor. Bu trajedilerle yüzleşmiyor/yüzleşemiyor olsak dahi bunlara maruz kalmış ve haksız yere bedel ödemiş yurttaşların anılarıyla ya da neler yaşadığına dair hikayelerle karşılaşabiliyoruz, farklı bir kimliğe sahip olmanın sonuçlarına katlanmış ya da en azından bu halin tedirginliğini hep üzerinde taşımış olanların hikayelerini öğrenebiliyoruz. Şüphesiz bu hikayeler arasında en etkilendiğim İstanbul’daki son domuz kasabı Kozmaoğlu İdeal Salam’ın sahibi Lazari Kozmaoğlu’nun hikayesiydi.

Organiğin alamet-i farikası

Canan Gündüz, canangunduzz@gmail.com

Orsay müzesindeki bir Monet tablosu değil mevzu bahis. Şaşkınlıkla gözlerini soldan sağa kaydıran insanlar da empresyonizm arayışında değiller. Marketin yumurta reyonundaki farklı sloganlar karşısında kararsızlık yaşayan kişilerin duraksama anlarından bir kesite şahit oluyoruz sadece. Birilerinin ara ara ortaya atıp kaçtığı “daha sağlıklı yaşam” balonu ile baş etmeye çalışan toplum gerçekten de mağdur. Ballı zerdaçala gönül vermesine rağmen bronşit ile karşıma çıkan hasta kadar da kırgın. “Ama üzülmeyin” deyip size sağlıklı yaşamın sırlarını veremeyeceğim maalesef (üzülmeyin tabii bu arada canım). Uğraşarak, deneyip yanılarak herkesin kendine özgü sağlıklı yaşam kılavuzunu oluşturabileceğini düşünmekteyim. Nitekim ben de henüz tamamlamış değilim.

Söz vermiştin bana!

Irmak Akman, irmak@de-da-dergi.com

“Mutluyken söz, kızgınken cevap, üzgünken karar verme.”

Geçinilmesi zor bir insanım. Benim dünyamda, yapılacağı söylenen şey, çok büyük bir mazeretiniz yoksa eninde sonunda yapılır. Pek çok durumda geç kaldığım doğrudur ama endişelenmeyin, geç de olsa yaparım. Hatta bazen insanın hayatını, keyfi yerindeyken verdiği ve çıkartacağı işi aslında asla öngöremediği sözleri yerine getirmeye çalışmakla geçirdiğini düşünüyorum. Bunda da çok yerinilecek bir yan göremiyorum. O sözleri vermek zorunda değildiniz. (Belki onları yerine getirmenin ne kadar zor olduğunu öngöremezdiniz, ama insanın önem verdiği şeyler ve kişiler için zorluklara katlanma potansiyeli de bayağı yüksek, o yüzden bu mazeret sayılmaz.) Bir sözü verdiyseniz de tutmanız iyi olur; hem verdiğiniz sözleri tutarken bir bakmışsınız bir çocuk büyütmüşsünüz (çocuk yapmak da onu doğru düzgün yetiştireceğinize dair verilmiş bir sözdür), kariyer yapmışsınız, borcunuzu ödeyip bir ev sahibi olmuşsunuz (borç alırken gene de dikkat etseniz iyi olur), karınız kocanız sevgiliniz eşiniz dostunuz sizi düzgün bir insan bilmiş…

Nasıl taraftar olduk?

A. Can Nizamoğlu, can.nizamoglu@gmail.com

taraftarlar
Fotoğraf: A. Can Nizamoğlu

Ülkedeki hatta dünyadaki en iyi takımı tutuyorsunuz değil mi? Ve bu iyi olma durumu başarı ile birebir ilgili olmasa da hiç de başarısız sayılmaz tuttuğunuz takım. Kendinizi başka bir takım taraftarı olarak hayal dahi edemiyor, insanların nasıl olup da başka takım tuttuklarına akıl sır erdiremiyorsunuz. Diğer takımların taraftarları sanki bir tornadan çıkmış gibi aynı olumsuz davranışları gösteriyor, onların oyuncuları da tam kendilerine göre; çirkef. Velhasıl tuttuğunuz takımın taraftarı olmaktan son derece mutlusunuz hatta bununla gurur duyuyorsunuz.

Sekiz yüz yıllık bir iz sürme hikayesi

Aylin Yardımcı, aylinyrd@gmail.com

Processed with VSCO with m5 presetYukarıdaki fotoğrafı Ağustos ayında Kafkasya’da bir dağ köyünde çektim. Sofrada oturan kişilerin arasında dil, din, kültür veya yaşam tarzı birliği yok. Sofra yol kenarındaki küçük bir Ortodoks şapelinin hemen yanındaki çardakta kurulu. İlk bakışta bu insanların tam olarak hangi özelliği paylaştıkları veya hangi amaçla bir araya geldikleri de belli olmuyor. Türkçe, Rusça, Osetçe, Macarca veya İngilizce konuşarak iletişim kuruyorlar. Farklı ülkelerin pasaportlarını taşıyorlar, bambaşka meslek kollarına aitler ve hepsinin hayat hikayesi de farklı. Ortak noktaları kaybettikleri müşterek ataları Alanlar’ın izini sürmek için bu sofra etrafında sekiz yüz yıl sonra ilk kez bir araya gelmeleri.

Ziyadesiyle geç kalmış bir yazı

Tamer Durak, tamer@medyascope.tv

Öncelikle bu satırları okuyan herkesten özür dilerim, çünkü bu yazı aslında yıllar yıllar önce Kayaköy’ü ilk ziyaretimin ardından yaptığım Yunanistan yolculuğu ve Kayaköy’den ve Fethiye’den mübadele ile göçen insanlarımızın kurduğu Nea Makri ve Livissi gezisinin ardından kaleme alınmalıydı. Böyle geç kalınca, de/da’nın geçen sayısındaki Irmak Akman’ın Kayaköy Sanat Kampı üzerine Mithat Erdoğan ile yaptığı güzel röportajı okuduktan sonra verdiğim yazı yazma sözünü tutmak da zorlaştı, düşünceler, hatıralar bir türlü istediğim demde toparlanamadı, yazdım, sildim, yazdım sildim… Yazıyı bu kadar geçe bıraktığım için de/da ekibinden de ayrıca özür dilerim.

Türkiye’nin haberdar olmadığı bir boykot

Okan Doğan, okando@yandex.com

evgeny_kissin_1-print
Çizim: Elif Mercan

Lizbon, Erivan, Locarno, Tiflis, Ohri, Essen… Birkaçı Google’lanmaya şayan bu şehirler, dünyaca ünlü piyanist Evgeny Kissin’in halihazırda duyurulmuş olan konser programında kültür sanatın çok daha olağan şüphelisi şehirlerin arasında kendilerine yer bulabilmişler. Ne yazık ki bu yoğun programda İstanbul bulunmuyor. Dünya şehirlerinin uluslararası müzisyenleri hak ederliklerine göre sıralandıkları bir liste var da İstanbul bu listede bu şehirlerin bile gerisinde mi kalmış peki? Hayır. Genel olarak Türkiye’nin klasik müzik dünyasının kırıntılarıyla beslendiği iddia edilebilir; ancak İstanbul tekil organizasyonlarla süperstar icracı ve şefler liginden 1959’da Leonard Bernstein’ı ve New York Filarmoni Orkestrası’nı, 1966’da Arthur Rubinstein’ı, 1967’de Svyatoslav Richter’i ağırlamış bir şehir. Genç yetenek, yükselen değer, “acaba yavaş yavaş devri geçiyor mu” denilen isim ve feri kaçmış yıldız kategorilerinde misafirleri de eksik olmuyor. Bunların üzerine, darbe, sıkıyönetim, düşük yoğunluklu iç savaş ya da agresif neoliberal dönüşüm demeden kesintisiz devam ederek 2016’da 44.sünü idrak etmiş bir klasik müzik festivali de var. Festival bu süreçte çok sayıda müzisyeni (Menuhin, Svetlanov, Oystrakh, Bell, Gilels, Maisky, Muti, Boulez, Gergiev, Wang…) memlekete getirmiş. Fakat dediğim gibi, Kissin’in ajandasında İstanbul yok, hiç olmadı ve olmayacak. Çünkü Kissin Türkiye’de çalmayı reddediyor.